5 Kasım 2025 Çarşamba

''Dört Kafadar'''ın Yazarı Birsen Eker'le Sohbet





KİTAP TANITIMI

Aynı mahallede yaşayan dört kafadar izci… Zeynep, Ali, Mert ve Derya… Karakterleri, görünüşleri farklı bile olsa hepsi aynı maceracı ruha sahip. Bunları bir araya getiren de buydu galiba…

Macera, Ahmet Hoca’nın verdiği bir defterle başladı. “Bu bir sırlar defteridir. Ve ancak kalbi temiz olanlar bu defterdeki sırları görebilirler. Eğer bu sırları çözebilirseniz peşinden gidin...” demişti, defteri verirken. 

Bu defter onlara yeni bir maceranın kapılarını açtı. Kızılırmak kıyılarında bir gizemli yolculuğa çıktılar. Bu coğrafyada binlerce yıllık bir gizem onları bekliyordu… Defterdeki gizemli şifreler ve atalarının bıraktığı izler onlara bir bilinmeyeni çözmeleri için ipuçları veriyordu. Acaba bu ipuçlarını çözebilecekler miydi? 

Onlar sonra Bilge Ağaç’ın çağrısını duydular. Diyordu ki “Yol, dışarıdan geçmez. Gerçek yolculuk insanın içine doğru yapılandır. Kökler, yalnızca toprağın altında değil, kalbin derinliğinde gizlidir. Ve birlikte yürüyenler, zamanı bile değiştirebilir…”

Bu sözler onları yeni bir serüvene sürükleyecek sanırım…



 RÖPORTAJIMIZ

Soru: Yazma yolculuğunuz nasıl başladı? Bu yolu seçmenize sebep olan dönüm noktası neydi?

Yazarın cevabı: Yazma serüvenim, aslında çocukluğumun en sessiz özlemlerinden filizlendi. Babam ilkokul yıllarımda gurbete gitmişti. Küçüktüm ama yüreğim büyük bir boşluğu taşır gibiydi. Söyleyemediklerimi, özlemlerimi kâğıda dökmeye başladım. O yaşta kelimeler benim için bir oyun değil, bir teselli olmuştu.

Bir gün, ilkokul öğretmenim bana bir kalem hediye etti. “Yaz sen, senin kalemin güzel şeyler anlatacak.” demişti. O kalem, sanki elimde değil de kalbimde açılmış bir kapıydı. Her cümlede biraz büyüdüm, her satırda biraz kendimi buldum.

Zamanla fark ettim ki yazmak, sadece kelimeleri yan yana getirmek değil; insanın kendiyle konuşmasıymış. O yüzden hâlâ ne zaman bir duygunun içinden geçsem, elim kaleme gider. Çünkü ben, söylenemeyeni yazıyla anlatmayı öğrendim.

 

Soru: Edebiyatı hayatınızda konumlandırdığınız yer nedir? Sizin için kelimeler nasıl bir güç taşıyor?
Yazarın cevabı: Edebiyat benim için sadece bir uğraş değil, hayatı anlamlandırma biçimi. Bazen bir kelime, bir ömür anlatabiliyor. İnsan susarken bile kelimeler konuşuyor. Benim için edebiyat; duygunun, düşüncenin ve insanın özüne inmenin yolu.

Kelimeler ise elimdeki en sade ama en güçlü sihir. Onlarla dokunduğum her şey biraz daha anlam kazanıyor. Birini iyileştirebilir, bir yarayı hatırlatabilir ya da umudu yeniden yeşertebilir. Ben kelimelere bu yüzden inanıyorum; çünkü bazen bir cümle bile insanın yönünü değiştirebilir.

 

Soru: İlk yazdığınız metni hatırlıyor musunuz? O anki duygularınızı bugünle kıyaslar mısınız?

Yazarın cevabı: İlk yazdığım metin bir şiirdi aslında, babama yazmıştım. O yıllarda gurbetteydi ve ben küçüktüm… Özlemimi anlatmanın başka bir yolunu bilmiyordum. “Benim Babam” şiirini, çocuk kalbimle ama kocaman bir sevgiyle yazmıştım.

Bugün o satırlara dönüp baktığımda hâlâ aynı sıcaklığı hissediyorum. Ama şimdi kelimelerin ağırlığını, anlamın derinliğini daha iyi biliyorum. O zaman kalemimle sadece duygumu anlatıyordum; şimdi o duygunun köklerini de anlıyorum. Yazmak artık benim için sadece ifade etmek değil, geçmişimle bağ kurmak, içimdeki çocuğa dokunmak demek.

 

Soru: Eserlerinizde tekrar eden temalar veya duygular var mı? Bunlar sizin içsel dünyanızla nasıl bağlantılı?

Yazarın cevabı: Evet, eserlerimde zaman zaman tekrar eden temalar var. En çok insanın iç yolculuğu, özlem, sabır ve umut üzerinde dururum. Çünkü bunlar benim hayatımda da hep var oldu. Yaşadıklarım, gördüklerim, hissettiklerim ister istemez dizelerime karışıyor.

Ben yazarken aslında içimdeki Birsen konuşur; kalemimle kelamım bir olur. O yüzden her satırda biraz hayat, biraz ben gizlidir. Bazen bir acı, bazen bir dua, bazen de sadece bir tebessüm… Ama mutlaka iç dünyamdan bir iz taşır her biri.

 

Soru: Yazarken duygularınızla nasıl ilişki kurarsınız? Kelimeleri aktarırken kendi benliğiniz nerede durur?

Yazarın cevabı: Yazarken duygularımla mesafem olmaz, tam tersine onlarla yan yana yürürüm. Her kelime, içimden süzülüp kâğıda düşer. Ne hissediyorsam, onu saklamadan anlatmaya çalışırım. Çünkü ben duygularımı bastırdığımda yazı da susar.

Kelimeleri aktarırken kendi benliğim ne önünde ne dışında durur; tam ortasındadır. Yazdığım her cümlede hem gözlemciyim hem de yaşayan. Kalemim bazen beni anlatır, bazen de benden kaçanı. Ama ne olursa olsun, her satırda kendi kalp izim vardır.

 

Soru: Size ilham veren en büyük kaynak nedir? Doğa, müzik, şehir, anılar, insanlar... hangisi baskın olur?

Yazarın cevabı: Bana ilham veren tek bir kaynak yok aslında; hayatın her ayrıntısında bir ses, bir iz bulurum. Doğa benim için en güçlü ilham kaynağıdır — rüzgârın sesi, toprağın kokusu, dalgaların sabrı… Bazen bir türkünün nakaratında bulurum o duyguyu, bazen bir bakışta, bazen de aniden gelişen bir anda.

İnsanlar da bana ilham verir; çünkü her yüz bir hikâye taşır. Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir sessizlik bana bir sayfa yazdırabilir. İlham, benim için dışarıdan gelen bir rüzgâr değil; içimde esen bir fısıltı gibidir. Doğa, müzik, anılar, insanlar… Hepsi o fısıltının farklı tınılarıdır.

Soru: Yaratım sürecinizde sizi en çok zorlayan anlar hangileri? Bu zorlukları nasıl aşıyorsunuz?

Yazarın cevabı: Yaratım sürecinde beni en çok zorlayan anlar, duygularımın kelimelere sığmadığı anlardır. Bazen içimde koca bir dünya vardır ama kalemim susar. Söylemek istediklerimle yazıya dökülenler arasında ince bir çizgi olur. İşte o anlarda en çok kendimle mücadele ederim.

 Bu zorlukları aşmanın yolu benim için sabırdan geçiyor. Zorlama yazmam; beklerim. Çünkü bazı cümlelerin olgunlaşması için zaman gerekir. Doğanın da mevsimi varsa, kelimelerin de vardır. O sessizlik dönemlerinde müzik dinlerim, yürürüm, hayatı izlerim. Sonra bir bakarım ki, kelimeler kendiliğinden geri dönmüş.


Soru: Yazmayı tamamen bırakmak zorunda kalsaydınız, varlığınızı hangi yolla ifade etmek isterdiniz?

Yazarın cevabı: Yazmak benim için bir nefes alma biçimi. Kalem elimden düşerse, nefesim de eksilir. Çünkü ben kelimelerle yaşar, onlarla iyileşirim. Yazmadığım bir hayat, suskun bir mevsim gibidir; ne rengi kalır, ne sesi.

Belki bir gün yazamasam, yine anlatmanın bir yolunu bulurum — bir türkünün nakaratında, bir çocuğun gülüşünde, rüzgârın yönünde… Ama yine de bilirim, kelimeler kadar derin anlatan bir şey yoktur.

Yazmak benim için sadece ifade değil; geçmişle geleceği, duyulanla hissedileni buluşturan bir köprü. İçinde hem toprak kokusu hem gökyüzü vardır; yani yaşamın ta kendisi.

Benim için yazmak, hayata tutunan en güzel yanımdır


------------------------------------------------------------------------------------------

Yazarın Fısıltısı'nda bir yolculuğu daha tamamladık. Daha nicelerinde yeni cümleler, yeni ruhlar ve yeni hikâyelerle buluşmak dileğiyle…
Blogu takibe almayı, gelecek röportajlar için bizi izlemeyi unutmayın. Kelimelerle kalın. 📖✨

1 yorum:

  1. Röportaj için yürekten teşekkür ederim 🌸 Sohbetimiz boyunca gerçekten keyif aldım, içten ve samimi bir atmosferdi. Kaleminize, emeğinize sağlık ✨ Yeni çalışmalarda yeniden bir araya gelmek dileğiyle 🙏💫

    YanıtlaSil

Şiirden Dökülen Hayatlar: Genç Şair Enes Papağan ile Söyleşi

    KİTAP TANITIMLARI AŞKIN NOTALARI TANITIM “Açelya çiçeğisin sen; Günün her saati düşünülürsün. Şiirler yazılır gözlerine, Gözyaşları dökü...