5 Kasım 2025 Çarşamba

Şiirden Dökülen Hayatlar: Genç Şair Enes Papağan ile Söyleşi






 

 KİTAP TANITIMLARI

AŞKIN NOTALARI TANITIM

“Açelya çiçeğisin sen;

Günün her saati düşünülürsün.

Şiirler yazılır gözlerine,

Gözyaşları dökülür güzelliğine.”

Aşkın en saf, en duru halini kelimelere döken genç şair Enes Papağan’ın ilk şiir kitabında, modern çağın içinde kaybolmayan duygusal derinliği ve samimiyeti bulacaksınız. Şehir yaşamının koşuşturması içinde bile aşkı en romantik haliyle yaşayan bir kalbin içten sözleri, her sayfada sizi bekliyor.

İzmir’in yağmurlu sokaklarından ilham alan dizeler, platonik aşkın tatlı hüznünü, kavuşamama acısını ve umudun hiç tükenmeyen ışığını anlatıyor. Genç şairin kaleminden dökülen her kelime, günümüz gençliğinin duygusal dünyasına ayna tutuyor. Açelya çiçeklerinden ela gözlere, gece karanlığından ay ışığına uzanan şiirler, modern romantizmin en içten örneklerini sunuyor.

Her dizesinde sevdanın farklı bir yönünü keşfedeceğiniz bu eser, klasik aşk şiirlerine taze bir soluk getiriyor. Doğanın güzellikleriyle örülü imgeler, şehir yaşamının yalnızlığı içinde filizlenen umutlar ve gençlik duygularının samimi dışavurumu, bu şiirleri benzersiz kılıyor. Enes Papağan’ın şiirleri, aşkın ve romantizmin modern dünyada hâlâ var olduğunu kanıtlıyor.

AŞK SANCISI TANITIM

“Bir kalbin alabileceği en büyük yük: Sevip de vazgeçememek...”

"Aşk Sancısı", bir genç yüreğin sevda karşısında yaşadığı derin çırpınışların, unutulmaz anıların ve gecelere fısıldanan şiirlerin kitabı.

Enes Papağan, kalbinden dökülen şiirlerle okuru iç dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor. Her mısrada; bir gözyaşı, bir bekleyiş, bir “ya olsaydı” saklı. Kavuşamamanın sancısı, sevmenin zaafı, susmanın çığlığı… Hepsi tek bir kitapta buluşuyor.

Ela gözlere edilmiş dualar, gece üçlerinde başlayan sorgulamalar, kalabalıklar içinde yaşanan yalnızlık... 

İzmir'in yağmurlu sokaklarında dolaşan bir aşkın izinde; bazen bir çiçeğe, bazen bir yıldız kaymasına, bazen de gecenin üçünde açılan bir deftere dönüşüyor duygular. Ela gözlerde başlayan şiirler, vedalarla büyüyor, umutlarla yoğruluyor. 



RÖPORTAJIMIZ

SORU: Yazarlık serüveninizin başlangıç noktası neydi? Sizi bu yola iten dönüm noktası nedir?

YAZARIN CEVABI: Küçükken kardeşim için hikayeler yazardım; edebiyata olan ilgim de oradan gelmektedir. Daha sonralarında şiire merak sardım. Şiir, benim için dış dünyaya yansıtamadığım duyguları içimde yaşayabildiğim bir ev gibiydi. Kimseye anlatmadığım sırlarımı şiirlere anlattım; içimde yaşadığım her şeyi şiirlere döktüm.  Hatta benim için bir terapi yöntemi oldu diyebilirim. Şiir yazmaya karşı asıl yoğunlaşmam böyle başladı.

SORU: Yazarken en çok hangi duygudan beslenirsiniz? Bu duygu yazdıklarınıza nasıl yansıyor?

  YAZARIN CEVABI:  Yazdığım şiirlerde çoğunlukla aşktan beslenirim.Dağlar, denizler, yıldızlar ve  güneş gibi doğal simgeleri aşk ile birleştirerek şiirlerime yansıtırım

SORU : Yazma rutininiz nasıldır? İlhamı bekler misiniz yoksa disiplin mi sizin için daha önemli?

 YAZARIN CEVABI:   Yazmak için kendime bir zaman belirlemem. Ne zaman kendimi yazma ihtiyacında hissetsem,  ne zaman duygularımı dökmek istersem o zaman yazarım.Günün her anı yazmak için bir fırsattır. Bana göre belli bir mekanı ya da zamanı yoktur.

SORU : İlk kitabınızı yazarken en çok zorlandığınız kısım neydi ve bunu nasıl aştınız?

YAZARIN CEVABI:   Benim için kitap yazmanın en zor tarafı, öncesinde o kitabı yaşamaktır. Yazdığım şiirler, yaşanmışlıklardan doğar. Bu nedenle kitabın içindeki şiirleri yazmak kolaydır; çünkü duygular aniden büyür ve aniden kâğıda dökülür.Ama o şiiri yazmadan önce, o şiiri yaşamak en zor olanıdır. Kısacası, kitap yazmanın en zor tarafı, önce o kitabı yaşamaktır.

SORU : Eleştirilerle aranız nasıldır? Sizi en çok etkileyen bir eleştiriyi hatırlıyor musunuz?

 YAZARIN CEVABI:   Eleştirilerle aram gayet iyidir. Beni geliştirecek ve hatalarımı gösterecek  her türlü eleştiriye açığımdır.Çoğunlukla şiirlerimde günlük yaşamda kullanılan, okuyucunun kolayca anlayabileceği kelimeleri seçerim. Bu durum bazen eleştirilere konu olabiliyor. Daha farklı kelimelerde kullanabileceğim söyleniyor.

SORU : Kitap yazarken okuru ne kadar hesaba katarsınız? Yazdığınız her satırda ‘onlar’ var mı?

YAZARIN CEVABI:   Şiir yazarken benim için, okurun şiirde kendini bulması çok önemlidir.Okuyucunun duygularına, anlatamadığı sorunlarına tercüman olmak benim için çok değerli.

SORU :Yazarlık dışında hayatınıza yön veren başka sanatsal ya da yaratıcı alanlar var mı?

   YAZARIN CEVABI:   Tiyatro ve sporla yakından ilgilenmekteyim ayrıca kendime ait editörlüğünü yaptığım Nota Dergisi adında bir E-Dergimde bulunmaktadır.

SORU :Yazdığınız bir eser üzerinden hayatınızda gerçekten değişen bir şey oldu mu?

YAZARIN CEVABI:    Yazdığım her eserde okurlarla olan bağım daha da güçlenir. Hayatımda her  zaman olumlu bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

SORU : “Keşke ben yazmış olsaydım” dediğiniz bir kitap ya da yazar var mı?

YAZARIN CEVABI:    Cemal Süreya ve Ümit Yaşar Oğuzcanın her eserine hayranımdır, çok severek okurum. Yazdıkları her esere duyduğum hayranlık sebebiyle keşke ben yazsaydım dediğimde oluyor.

SORU : Eserlerinizde bilinçli olarak vermeye çalıştığınız bir mesaj ya da alt metin oluyor mu?

YAZARIN CEVABI:   Şiirlerimde açık açık söylemesemde hayatın her zaman, her soruna rağmen yaşanmaya değer olduğundan bahsetmekteyim.Her zorluğa karşı umut dolu olmak ve hayal kurmaya devam etmek...

SORU : Geçmişteki tavsiyelerinizle bugünkü yazarlık hâliniz arasında bir fark var mı?

YAZARIN CEVABI:   Tavsiye vermekten ziyade tavsiye alan bir insanımdır. Bana yakın zamanda kaybettiğim şair Amcam Mehmet Has yazmayı ve okumayı hiçbir zaman bırakmamam gerektiğini söylemişti. Ben de kendimi her gün daha da geliştirerek ,daha çok yazıp daha çok okuyarak devam etmekteyim.

SORU : Yazarlık, sizin için bir mesleğin ötesinde ne ifade ediyor?

YAZARIN CEVABI:   Benim için bir meslek değil  yaşayış tarzıdır.Toplumun  ve bireyin hayatta yaşadığı sorunları ,zorlukları ve hayatın her yerinde var  olan aşkı şiirlerimde okuyuculara aktarmaktayım. Bu benim için çok değerli bir etkinlik.

SORU : Okurlarınıza “Bunu mutlaka hatırlayın” dediğiniz bir cümle kuracak olsanız, ne olurdu?

YAZARIN CEVABI:   Kağıttan gemilerinizi suyun üzerine bırakmaktan çekinmeyin. Hata yapmaktan korkmayarak sürekli deneyin ve çabalayın.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sen de bu röportajı okurken satır aralarında kendinden bir parça bulduysan, bil ki kelimeler bizi birbirimize bağlar. Bir sonraki yazarda belki de kendinin başka bir yanını keşfedeceksin. Yazarın Fısıltısı’nda görüşmek üzere… 🌙🖋️

''Dört Kafadar'''ın Yazarı Birsen Eker'le Sohbet





KİTAP TANITIMI

Aynı mahallede yaşayan dört kafadar izci… Zeynep, Ali, Mert ve Derya… Karakterleri, görünüşleri farklı bile olsa hepsi aynı maceracı ruha sahip. Bunları bir araya getiren de buydu galiba…

Macera, Ahmet Hoca’nın verdiği bir defterle başladı. “Bu bir sırlar defteridir. Ve ancak kalbi temiz olanlar bu defterdeki sırları görebilirler. Eğer bu sırları çözebilirseniz peşinden gidin...” demişti, defteri verirken. 

Bu defter onlara yeni bir maceranın kapılarını açtı. Kızılırmak kıyılarında bir gizemli yolculuğa çıktılar. Bu coğrafyada binlerce yıllık bir gizem onları bekliyordu… Defterdeki gizemli şifreler ve atalarının bıraktığı izler onlara bir bilinmeyeni çözmeleri için ipuçları veriyordu. Acaba bu ipuçlarını çözebilecekler miydi? 

Onlar sonra Bilge Ağaç’ın çağrısını duydular. Diyordu ki “Yol, dışarıdan geçmez. Gerçek yolculuk insanın içine doğru yapılandır. Kökler, yalnızca toprağın altında değil, kalbin derinliğinde gizlidir. Ve birlikte yürüyenler, zamanı bile değiştirebilir…”

Bu sözler onları yeni bir serüvene sürükleyecek sanırım…



 RÖPORTAJIMIZ

Soru: Yazma yolculuğunuz nasıl başladı? Bu yolu seçmenize sebep olan dönüm noktası neydi?

Yazarın cevabı: Yazma serüvenim, aslında çocukluğumun en sessiz özlemlerinden filizlendi. Babam ilkokul yıllarımda gurbete gitmişti. Küçüktüm ama yüreğim büyük bir boşluğu taşır gibiydi. Söyleyemediklerimi, özlemlerimi kâğıda dökmeye başladım. O yaşta kelimeler benim için bir oyun değil, bir teselli olmuştu.

Bir gün, ilkokul öğretmenim bana bir kalem hediye etti. “Yaz sen, senin kalemin güzel şeyler anlatacak.” demişti. O kalem, sanki elimde değil de kalbimde açılmış bir kapıydı. Her cümlede biraz büyüdüm, her satırda biraz kendimi buldum.

Zamanla fark ettim ki yazmak, sadece kelimeleri yan yana getirmek değil; insanın kendiyle konuşmasıymış. O yüzden hâlâ ne zaman bir duygunun içinden geçsem, elim kaleme gider. Çünkü ben, söylenemeyeni yazıyla anlatmayı öğrendim.

 

Soru: Edebiyatı hayatınızda konumlandırdığınız yer nedir? Sizin için kelimeler nasıl bir güç taşıyor?
Yazarın cevabı: Edebiyat benim için sadece bir uğraş değil, hayatı anlamlandırma biçimi. Bazen bir kelime, bir ömür anlatabiliyor. İnsan susarken bile kelimeler konuşuyor. Benim için edebiyat; duygunun, düşüncenin ve insanın özüne inmenin yolu.

Kelimeler ise elimdeki en sade ama en güçlü sihir. Onlarla dokunduğum her şey biraz daha anlam kazanıyor. Birini iyileştirebilir, bir yarayı hatırlatabilir ya da umudu yeniden yeşertebilir. Ben kelimelere bu yüzden inanıyorum; çünkü bazen bir cümle bile insanın yönünü değiştirebilir.

 

Soru: İlk yazdığınız metni hatırlıyor musunuz? O anki duygularınızı bugünle kıyaslar mısınız?

Yazarın cevabı: İlk yazdığım metin bir şiirdi aslında, babama yazmıştım. O yıllarda gurbetteydi ve ben küçüktüm… Özlemimi anlatmanın başka bir yolunu bilmiyordum. “Benim Babam” şiirini, çocuk kalbimle ama kocaman bir sevgiyle yazmıştım.

Bugün o satırlara dönüp baktığımda hâlâ aynı sıcaklığı hissediyorum. Ama şimdi kelimelerin ağırlığını, anlamın derinliğini daha iyi biliyorum. O zaman kalemimle sadece duygumu anlatıyordum; şimdi o duygunun köklerini de anlıyorum. Yazmak artık benim için sadece ifade etmek değil, geçmişimle bağ kurmak, içimdeki çocuğa dokunmak demek.

 

Soru: Eserlerinizde tekrar eden temalar veya duygular var mı? Bunlar sizin içsel dünyanızla nasıl bağlantılı?

Yazarın cevabı: Evet, eserlerimde zaman zaman tekrar eden temalar var. En çok insanın iç yolculuğu, özlem, sabır ve umut üzerinde dururum. Çünkü bunlar benim hayatımda da hep var oldu. Yaşadıklarım, gördüklerim, hissettiklerim ister istemez dizelerime karışıyor.

Ben yazarken aslında içimdeki Birsen konuşur; kalemimle kelamım bir olur. O yüzden her satırda biraz hayat, biraz ben gizlidir. Bazen bir acı, bazen bir dua, bazen de sadece bir tebessüm… Ama mutlaka iç dünyamdan bir iz taşır her biri.

 

Soru: Yazarken duygularınızla nasıl ilişki kurarsınız? Kelimeleri aktarırken kendi benliğiniz nerede durur?

Yazarın cevabı: Yazarken duygularımla mesafem olmaz, tam tersine onlarla yan yana yürürüm. Her kelime, içimden süzülüp kâğıda düşer. Ne hissediyorsam, onu saklamadan anlatmaya çalışırım. Çünkü ben duygularımı bastırdığımda yazı da susar.

Kelimeleri aktarırken kendi benliğim ne önünde ne dışında durur; tam ortasındadır. Yazdığım her cümlede hem gözlemciyim hem de yaşayan. Kalemim bazen beni anlatır, bazen de benden kaçanı. Ama ne olursa olsun, her satırda kendi kalp izim vardır.

 

Soru: Size ilham veren en büyük kaynak nedir? Doğa, müzik, şehir, anılar, insanlar... hangisi baskın olur?

Yazarın cevabı: Bana ilham veren tek bir kaynak yok aslında; hayatın her ayrıntısında bir ses, bir iz bulurum. Doğa benim için en güçlü ilham kaynağıdır — rüzgârın sesi, toprağın kokusu, dalgaların sabrı… Bazen bir türkünün nakaratında bulurum o duyguyu, bazen bir bakışta, bazen de aniden gelişen bir anda.

İnsanlar da bana ilham verir; çünkü her yüz bir hikâye taşır. Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir sessizlik bana bir sayfa yazdırabilir. İlham, benim için dışarıdan gelen bir rüzgâr değil; içimde esen bir fısıltı gibidir. Doğa, müzik, anılar, insanlar… Hepsi o fısıltının farklı tınılarıdır.

Soru: Yaratım sürecinizde sizi en çok zorlayan anlar hangileri? Bu zorlukları nasıl aşıyorsunuz?

Yazarın cevabı: Yaratım sürecinde beni en çok zorlayan anlar, duygularımın kelimelere sığmadığı anlardır. Bazen içimde koca bir dünya vardır ama kalemim susar. Söylemek istediklerimle yazıya dökülenler arasında ince bir çizgi olur. İşte o anlarda en çok kendimle mücadele ederim.

 Bu zorlukları aşmanın yolu benim için sabırdan geçiyor. Zorlama yazmam; beklerim. Çünkü bazı cümlelerin olgunlaşması için zaman gerekir. Doğanın da mevsimi varsa, kelimelerin de vardır. O sessizlik dönemlerinde müzik dinlerim, yürürüm, hayatı izlerim. Sonra bir bakarım ki, kelimeler kendiliğinden geri dönmüş.


Soru: Yazmayı tamamen bırakmak zorunda kalsaydınız, varlığınızı hangi yolla ifade etmek isterdiniz?

Yazarın cevabı: Yazmak benim için bir nefes alma biçimi. Kalem elimden düşerse, nefesim de eksilir. Çünkü ben kelimelerle yaşar, onlarla iyileşirim. Yazmadığım bir hayat, suskun bir mevsim gibidir; ne rengi kalır, ne sesi.

Belki bir gün yazamasam, yine anlatmanın bir yolunu bulurum — bir türkünün nakaratında, bir çocuğun gülüşünde, rüzgârın yönünde… Ama yine de bilirim, kelimeler kadar derin anlatan bir şey yoktur.

Yazmak benim için sadece ifade değil; geçmişle geleceği, duyulanla hissedileni buluşturan bir köprü. İçinde hem toprak kokusu hem gökyüzü vardır; yani yaşamın ta kendisi.

Benim için yazmak, hayata tutunan en güzel yanımdır


------------------------------------------------------------------------------------------

Yazarın Fısıltısı'nda bir yolculuğu daha tamamladık. Daha nicelerinde yeni cümleler, yeni ruhlar ve yeni hikâyelerle buluşmak dileğiyle…
Blogu takibe almayı, gelecek röportajlar için bizi izlemeyi unutmayın. Kelimelerle kalın. 📖✨

Yazarın Fısıltısı’na Hoş Geldiniz: Kelimelerin Fısıldadığı Yerlere Yolculuk...

 Merhaba sevgili okur,

Satırlara gizlenmiş bir yaşam var hepimizin içinde. Bazen bir roman karakterinde, bazen ismini bile bilmediğimiz bir şairin dizelerinde buluruz o yaşamı. Kimimiz bir sahafın tozlu raflarında, kimimiz kahve kokulu kütüphane köşelerinde ararız kelimelerin sihrini. İşte tam bu arayışın bir yerinde, fısıltılar arasında açıldı Yazarın Fısıltısı.

Ben Fatma. Kelimelerin rehberliğine çocukluğumdan beri inanan, her hikâyeyi içinde yeni bir dünya saklayan bir pusula gibi gören bir yolcuyum. Uzun zamandır kitaplar sadece bana anlatmasın istedim. Onları kaleme alan, kelimeleri kalbinden süzüp sayfalara bırakan insanları da duymak istedim. Böylece başladı bu yolculuk.

Ve bugün...
Seni de bu sessiz gibi görünen ama aslında fırtınalar koparan dünyama davet ediyorum.

✍️ Neden "Yazarın Fısıltısı?"

Çünkü her yazar aslında bir fısıltıyla başlar. Bir kelimeyle, bir anıyla, bazen sadece içinden geçen küçük bir kıvılcımla. Ve o fısıltı büyür, bir romana, bir şiire, bir hayata dönüşür. Kelimelerin gümüş bir perde gibi örttüğü o dünyaların ardında hangi acılar, hangi sevinçler, hangi hayaller birikti? Hangi tuhaf hikâye, hangi yarım kalmış cümle bir yazarın kalbinde kuş misali çırpındı durdu?

Bu sorularla yola çıkıyorum.

Burada;
❀ Bir romanın arka kapağından çok daha fazlasına,
❀ Bir öykünün ilk cümlesinin ardında saklanan o an'a,
❀ Bir yazarın yazma sürecindeki en içsel anlarına yolculuk edeceğiz.

🎙️ Röportajlar: Kelimelerin Kalbiyle Konuşmak

Özenle hazırlanmış soru listeleri değil; anlamaya, tanımaya, iç dünyaya dokunmaya yönelik sohbetlerle dolacak blog.

Her röportajda:
🔸 Bir yazarın dünyasını, alışkanlıklarını, takıntılarını, şiir yazarken kullandığı o özel defteri,
🔸 Karakterlerine nasıl hayat verdiğini,
🔸 Kurgunun gölgesinde kalan gerçekleri
keşfedeceğiz.

Her cümlede bir dostluk, her cevapta bir başka dünyaya açılan kapı aralayacağız.

📖 Kitap Tanıtımları: Satır Arasına Gizli Hazineler

Yazarın Fısıltısı'nda yalnızca popüler kitaplar değil; henüz keşfedilmemiş, bazen gözden kaçmış, ama ruhu benzersiz hikâyeler yer alacak.

Hangi kitap kalbinize dokunur?
Hangi roman size "ben de oradaydım" hissini verir?
Hangi satırları tekrar tekrar altını çizerek okursunuz?

Birlikte bulacağız.

Kitap tanıtımlarımızda her seferinde sadece özet değil, o kitabın ruhuna işlenmiş fısıltıları, atmosferini, anlatım kudretini ve belki de arka plandaki büyük dünyayı keşfedeceğiz.

🕯️ Bu Blogta Başka Neler Olacak?

🎨 Tematik dosyalar: Mesela sadece sonbahar ruhuna uygun kitaplar ya da matem, aşk, ayrılık temalarını işleyen yazarlar üzerine özel koleksiyonlar.
🪶 Yazar alışkanlıkları: "Hangi yazar nerede yazıyor?", "Kim sesli düşünür, kim loş ışık sever?"
📚 Okuma listeleri: Yoğun günlerde "kısa ama etkili" öneriler; tatilde ruhunu okşayacak uzun soluklu kitap tavsiyeleri...
💬 Okur sesleri: Belki senin hikâyen, senin tavsiyen, senin yorumun. Burası sadece benim değil, senin de sesinle var oldukça güzelleşecek bir evren.

✨ Niyetim Ne?

Bu blogu bilgi vermek için değil, bağ kurmak için açtım.

Bir yazarın cümlesi kadar derin, bir okurun gözyaşı kadar dürüst bir bağ. Kelimelerin ruhuna dokunan, bir roman kahramanıyla kendini aynı noktada bulan, iç sesi hayal gücüyle dans eden bir topluluk oluşturmak istiyorum.

Ve en güzel tarafı:
Bu yolculuk seninle anlam bulacak.

💌 Senin düşüncelerin, yorumların, hislerin bu blogun en değerli hazinesi olacak.
🌿 Hadi gel, artık fısıltılar büyüme zamanı...


📢 İlk Röportaj Yolda...

Hazır olun. İlk konuğum; ruhu incelikle işleyen, kalemi sessiz fırtınalar koparan bir isim. Onunla yalnızca yazarlık üzerine değil, hayat, duygu ve dönüşüm üzerine de konuşacağız. Röportaj yayınlandığında ilk senin okuman için bildirim açmayı unutma!


Yazarın Fısıltısı burada başlıyor.

Ortaya çıkacak olan hikâyeler belki de senin hayatını değiştirecek bir cümle barındırıyor içinde.

Hoş geldin Fatma'nın kelime evine.
Beraber fısıltılardan dünyalar kurmaya...

Sevgiyle,
Fatma
(Yazarın Fısıltısı'nın gölgesindeki kelime yolcusu)

Şiirden Dökülen Hayatlar: Genç Şair Enes Papağan ile Söyleşi

    KİTAP TANITIMLARI AŞKIN NOTALARI TANITIM “Açelya çiçeğisin sen; Günün her saati düşünülürsün. Şiirler yazılır gözlerine, Gözyaşları dökü...